..

www.mrsgnc46.1to.us siteye herkesi bekleris www.mrsgnc46.1to.us Giriş Yap
Ay Isigi Kirmizi Turuncu Yesil Mavi Mor Gri Siyah
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
ara takvim giris kayit
  Forum Forum Olali Böyle Forum Görülmedi
Kullanıcı Adı: Beni Hatirla?
Şifre:


Sponsored Links
Better Free Games!
Uyarı!
Sadece kayıtlı üyeler bu kısma ulaşabilirler.
Lütfen giriş yapın veya üye olun
Giriş Yap
Kullanıcı Adı:
Şifre:
Bağlı kalmak istediğin süre:
Sürekli Bağlı Kal:
Şifremi Unuttum






Hosted by Free SMF hosting FreeSMF.org | Upgrade forum
 
Powered by SMF MultiForums | © 2006-2007, Web Automation Software
MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Forum Forum Olali Böyle Forum Görülmedi
Ay ığı by rallyproco | Powered by SMF 1.1.5.
© 2007, Simple Machines LLC. All Rights Reserved.
XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!
Bu Sayfa 0.65 Saniyede 7 Sorgu ile Oluşturuldu

8 Nisan 2008 Salı

VASİYETİ VE ÖLÜMÜ

Atatürk'ün vasiyetnamesini nasıl düzenlendiğini, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Hasan Rıza Soyak şöyle anlatmıştı;
"1938 senesi sonbaharı, Dolmabahçe Sarayı'ndayız. Bir sabah Atatürk'ün yatak odasına girdim. Büyük adam, yatağında başı biraz yüksekte arka üstü yatıyordu. Salonu solgun bir güneş kaplamıştı. Yüzü fildişi rengindeydi. Çehresi her gün biraz daha zayıflayıp uzuyor, o gök mavisi gözleri irileşiyordu.

Ben yatağının ayak ucuna doğru, gösterdiği yere oturdum. Her zaman ki suallerini tekrarladı:

"Ne haber?"

O günlerde Avrupa'da siyasi hava çok bozulmuştu. Atatürk umumi endişelere ve bir takım tehlikeli belirtilere rağmen, Almanların henüz, İtalyanların ise hiç hazırlanmamış olduklarını ileri sürerek müsterih bulunuyor. O sene harp olmayacağını, ihtilafların behemahal bir pamuk ipliğine bağlanacağını, harbi ancak 1939 senesinde veya ondan sonraki senelerde beklemek lazım geldiğini söylüyorlardı.

Son yirmi dört saat zarfında günlük meselelere dair gelen haberleri hülasa ettim. Görüşünü teyid eder mahiyette olan bu haberleri alaka ile dinliyor, ara sıra bazı şeyler soruyor ve kısa cümlelerle mütalaalar beyan ediyordu. Böyle olmakla beraber düşünceli ve heyecanlı olduğu belliydi.

Sözlerimi bitirince sağ kolunu bana doğru uzattı. Doktorlar, kati lüzum olmadıkça kuvvet sarfetmesini yasakladıkları için hareketlerinde yardım ediyorduk. Elini tuttum, doğruldu, yatağının içinde bağdaş kurdu. Birkaç dakika denize ve karşı sahile baktı. Belliydi ki heyecanını yenmeye çalışıyordu. Gözlerini bana çevirdiği zaman, uzun kirpiklerinin ıslandığını farkettim. Bütün hastalığı boyunca yanımda gösterdiği yegane zaaf (eğer bu ulvi sükunete zaaf demek uygunsa) buydu. Sonra önüne baktı ve ağır ağır konuşmaya başladı.

"Bu yolda konuşmak benim içinde, senin için de, ağır bir şey ama başka çaremiz yoktur. Konuşmaya mecburuz çocuk. Hani seninle ara sıra bir işimizden bahsederdik. Hatta bunun içinde kanun çıkarılmıştı: Şu vasiyetname meselesi. Bugün yarın o işi bitirmeliyiz. Nasıl olsa bir gün karnımdan su alınacaktır. Ne olur ne olmaz. Bağırsaklardan biri delinebilir, başka bir arıza olabilir. Herhalde ihtiyatlı olmalı."

0 yorum yaz: